22 Mayıs 2010 Cumartesi

Aşk Şarkıları


Eskiden, çok eskiden, yani gençliğimizde... Aşk şarkıları canımızı yakardı, hatırlıyorum... Umutlarımız, hayallerimiz, hüsranlarımız harmanlanırdı, yüreğimize işleyen ezgiler de... Sevdalarımızı, bir umut, bir amaç yapardık, kendimize... Ve deniz fenerimiz olurlardı, önümüzde ki hayat denen bilinmez, ürkütücü okyanusta... En derin hüsranımız da bile içimiz de hep bir umut kırıntısı olurdu mutlaka... Önümüz de neler getireceği bilinmeyen, koskoca bir ömür vardı... Gençtik, safdık, yaşamaya açtık...Hep iyi şeyler umardık gelecekten, güzel günlerin mutlaka geleceğini hayal ederdik... Aşka aşıktık... Sonra nasıl olduğunu anlamadan, hayata daldık... Kimimiz bulmuştu aradığını, kimi bulamamıştı aşktan yana, ama hayat beklemiyordu neticeleri... Biz de hayatın peşine düştük, beklemekten sıkılmış, beklentilerimizi(hiç farketmeden) değiştirmiş bir halde... Bulunan sevdalar, sevdalıktan çıktılar zamanla, yaşamın gerekliliklerine dayanacak kadar güçlü değildiler belki de... Bulunmayanlarsa, aranmaz oldular gün geçtikçe... Var olma savaşımız da yitik bir kale oldu aşk... Bir zamanlar hayatımızı vakfetmeye hazır olduğumuz duygu, hayata verdiğimiz ilk kurban oldu nedense... Aşkı unuttuğumuz gibi, gençken en kızdığımız nasihatleri ve onlara verdiğimiz tepkileri de unuttuk " Yavrum, aşk dediğin boş laf, üç beş gün de unutursun merak etme"... Bu laf bile yeterdi belki, aşkı unutmamak için... Ama biz aşkı unutmak için bunu da unuttuk... Sonra, göz açıp kapayana kadar geçen "uzun bir hayat" yaşadık... Dönüp geriye bile bakmadık... Baksaydık, yavanlığımızı görecektik belki, bakmadık...

Aşk şarkıları hep çalmaya devam etti aslında, biz üstümüze alınmadık... Şimdi bir şeylere vakit bulabildiğimiz bu çağlarda, eski zamanlardan gelen bir hayalet gibi karşımıza çıkmakta, orada, burada... Hissettirmese de o eski heyecanları, hatırlatmakta... Hatırlamak ki, bu saatten sonra en büyük ceza aslında... Neleri feda ettiğimizin, yok pahasına feda ettiğimizin, yüzümüze vurulması...Yine bir şeyleri harekete geçiriyor içimizde, ama bu sefer içinde umut yok, hayal yok, sevda yok... Sadece hüsran var... Terkeden bir sevgilinin değil, terkettiğimiz koskoca bir yaşamın hüsranı... Bir ömürlük kayıp bir zaman dilimi... Gerçekliğe, mantığa, sorumluluklara kurban ettiğimiz... Ardından bakacağımız sevdalarımızın bile olmadığı ve olmayacağının bilincinde, ihtiyar, fakir insanlar olarak ölüyoruz... Ve aşk şarkıları çalmaya devam ediyor...

0 yorum:

Yorum Gönder