26 Ocak 2011 Çarşamba

78


Evet, kayıp nesiliz biz... Hayatımızın başlangıcına sokulan kanlı bir hançerin, amaçsız, apolitik, korkak karakterler yaratmasına seyirci kaldık, kabul ediyoruz... Ne yapabilirdik ki ? Daha öğrenmeye yeni başlarken, öğretmenlerimizi çaldılar... Bize yol göstermesi gerekenler, öldürüldüler, hapsedildiler, yıldırıldılar... Kaynaklarımız yasaklandı, gizlendi, yeni ve eski bütün fikirler derinlerde saklandı... Sustuk biz de, tırstık açıkçası... Bireysel mücadelemize odaklandık... Fikirler, ideolojiler, hep "bir ara ilgileniriz" bahanesinin arkasına atıldı... Yok olduk açıkçası...



Yine de herşeyi alamadılar elimizden... Mesela onlar herşeyi maddeye indirgemeden önce öğrenmiştik aşkı... Daha paranın her şeyi satın alabileceğini kafamıza çakmadan, biliyorduk dostluğun satılmayacağını... Acımasız olmanın hayatın gereklerinden biri olmadığını, insanları sevmenin tehlikeli bir şey olmadığını, tüketimin hayatın amacı olmadığını da biliyorduk...

O yüzden bizden sonra gelenlerle uyuşamadık çoğu zaman... Onlara aptal romantikler gibi göründük hep... Sahip olma güdüsü ile sevmeyi, sevdalanmayı hiç karıştırmadık... Giden sevgilinin ardından, bize haksızlık yapıldığı için değil, bir sevgi eksik kaldığımız için ağladık... Dostlarımızı, çıkarımıza uygun düştükleri için değil, dostumuz oldukları için sevdik... Dimdik değilse de, dik durduk hayatın karşısında, eğilmedik...



Şimdi, gidenlerin ardından türküler yakmaktayız... Ömrümüzün son çeyreğine girdiğimizi, kaybettiklerimizin asla geri gelmeyeceğini, yeni bir şeyler yaratmaya da zamanımızın yetmeyeceğini çok iyi biliyoruz... Ama öyle veya böyle güzel günler yaşadık biz, güzel şeyler düşünüp, güzel şeyler hissettik... Şimdi ardımıza bakıp, yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin bir daha var olmayacağını görüp üzülüyoruz sadece...